Son Dakika    |     Sitene Ekle    |    Künye     |     İletişim

İZLENİMLER 3

R.Mevlüt KAYA
         İZLENİMLER 3

İZLENİMLER  3

 

         Bu gün yine Almanya ile ilgili izlenimlerimi anlatmaya devam edeceğim. İnanıyorum ki anlattığım yılın Almanya’sı ile günümüz Türkiye’sini bile karşılaştırsanız, aradaki farkı çok iyi gözlemliyeceksiniz.

         Neviges’de oturduğumuz sırada bir gün, böbreklerimden rahatsızlandım. Evimizin altında doktor var ama eşim de o an çalışıyor, telefon yok, olsa da telefona bakacak olan kişiye anlatmam mümkün değil. Ben ise dil bilmem, derdimi anlatamam ki alt kattaki doktora gitsem. Neyse, ben sancıdan kıvranırken evin içinde, epeyi vakit geçmiş. Akşam üzeri eşim geldi ve birlikte doktora gittik. Muayenehane değil de sanki tıp merkezi. İlk defa gördüğüm Ultrason cihazı var. Ayrıca röntgen, tahlil, yani  her şey var. Sağlık karnesi ile muayene olabiliyorsun. Eğer doktor gerek görürse hastaneye sevk edebiliyor. Doktor, beni muayene etti. Ultrason, röntgen, tahlil derken, sol böbrekte iki adet taş çıktı. Eşimle konuştuktan sonra hastaneye sevk etmiş ama “Ameliyat olmak üzere” diye not düşerek sevk etmiş. Hastaneye gittiğimizde, bir Türk Doktor denk geldi. “Eğer ameliyatı kabul ediyorsan, hastaneye yatıracağım, kabul etmiyorsan, biz burada sana bakamıyo ruz.” deyince şaşırdım. “Neden?” diye sorduğumda bana sevk kağıdını gösterdi. “Ameliyat şartı ile sevk” Yani, üç beş gün yatarak tedavi yok. Oysa, Silifke’de  öğretmen lik yaptığım yıllarda, rahatsızlandığım için gittiğim Mersin Devlet Hastanesinde, üç gün yatırmışlar, sonra da “Bir şeyin yok” diye taburcu etmişlerdi. Varın, anlayın gayri. Zorunlu olarak ameliyatı kabul ettim. Hastane binası çok büyük. ARTI işareti şeklinde yedi-sekiz katlı binada, ameliyathanelere giden üç, temizlik ve mutfak elemanlarının kullandığı iki, ziyaretçiler ve hastalara ayrılan dört asansör var. Bu kadar çok asansörü görünce şaşırmıştım önceleri. En üst katta bir de Kilise mevcut. Ayrı bir yerde Doğum ve Çocuk Hastalıkları ile ilgili bir bina var. Beni yatıracakları odaya çıktık. Bu arada birisi geldi, bana kahvaltıda ve yemeklerde “Ne yiyeceğimi” sordu. Tabii, ben anlamıyorum ama eşim ve kayınbiraderim anlatıyorlar. Sonradan iyice anladım ki, sabah kahvaltısını, öğlen ve akşam yemeklerini sana sormadan vermiyorlar, seçebiliyorsun. Önce neler yiyeceğini öğreniyorlar, yemeklerini ve kahvaltını buna göre getiriyorlar. Bunun nedeni ise, ekstra bir şeyler yersen parasını sağlık sigortasından kesiyorlarmış. Bir de, hastanın sağlık durumunu da göz önüne alarak, ona göre DİYET yemeği getirmek. Müslüman olan hastalara, kesinlikle “Domuz Eti” ile yapılan yemek vermiyorlar. Hatta, bir ara bana gelen tabaktaki eti sordum yemeği getiren kıza. Polonyalı bir “Hemşire Adayı” öğrenci imiş, garibim Türkçe bilmez, ben de Almanca bilmem. Kızcağız, bir iki şey söyledi, baktı ki ben anlamıyorum. İki elini başının yanlarına koydu, işaret parmaklarını kaldırıp “Mööö, Mööö” demez mi?….Hastalığı  falan unuttum artık, gülmeye başladım. Kızcağız,ben gülünce önce utandı, sonra o da başladı gülmeye.

         Hastanede çalışan personele dikkat ettim. Çoğu yabancı. Doktorlar, hemşireler, diğer personeller. Çok farklı ülkelerden insanlar çalışıyor. Yatanlar da öyle. Hattâ bir ara aklıma “Acaba Birleşmiş Milletler Hastanesi mi?” diye garip düşünce de takılmadı değil yani.

         Ameliyattan önce yanıma gelen doktor, hemşire, hastabakıcı o kadar çok ki, kan alan, tansiyon ölçen, ilaç getiren derken beynim döndü. Her halde dört şırınga kan aldılar. Son gelen hemşireye Türkçe olarak “Ulan buldunuz saf TÜRK Kanını, alıp götürüyorsunuz, bu kadar kanı ne yaparsınız, bilmem?” diye söylendim. Bir şey anlama dığını belirten bir ifade ile gülümseyerek gitti. Akşama doğru bir başka hemşire, elinde bir hap, yanıma geldi. Bana bir şeyler söylüyor ama olmuyor. Tamam, elindeki hapı içmemi istiyor ama ben de “Ne olduğunu bilmediğim” bu hapı içmeyi istemiyorum. Bu arada Türk oda arkadaşım geldi. Ona, “Bu hapı içmemi istiyor ama ne olduğunu bilmedi ğim için içmiyorum” dedim. Biraz konuştuktan sonra “Hocam, yarın ameliyata girmeden önce Barsaklarının boşalması lazımmış. Bu da Müshil hapı. İçmezsen ameliyata almaya caklar.” deyince mecburen içtik.

         Eh, şimdilik bu kadar. Almanya izlenimlerimi anlatmaya devam edeceğim.

         İşiniz  kolay, kazancınız  bol, yüzünüz  güleç, sağlıklı  günler  sizinle  olsun.

Bu yazı 264  kere okundu

Bu Yazıyı Paylaş: Add to: Facebook.com Add to: StumbleUpon Add to: Yahoo Add to: Google

YORUMLAR

SON YAZILARI

İZLENİMLER 4 İZLENİMLER 3 İZLENİMLER 2 Almanya İzlenimler-1 İNSANLIK TARİHİNE BAKIŞ TOPLUM YÖNETİMİ 5 TOPLUM YÖNETİMİ 4 TOPLUM YÖNETİMİ 3 TOPLUM YÖNETİMİ 2 TOPLUM YÖNETİMİ

KÖŞE YAZARLARI

ÇOK OKUNANLAR

Sikayetim Var !

1Cumhuriyet evleri 2Trafik rezaleti. 3cadde ve sokak ışıklandırması 4GERİ DÖNÜŞÜM KUTUSU İSTİYORUZ 5soru 6İNSAN SAĞLIĞI 7Geridönüşüm noktaları 8sivrisinek ler 9hizmet mi eziyet mi.. 10cumhuriyet evleri aldatmacası

YAZAR YORUMLARI

1 İRADE KAZANDI 2 EVET SEVGİLİ BEKİR 3 uyanalım artık 4 tebrik 5 YORUM 6 biz kimiz 7 büyümüşte küçülmüş 8 EN İYİ OLMAK 9 yüreğine sağlık.... 10 mucizeler sonsuzdur

HABER YORUMLARI

1 19 MAYIS ve ATATÜRK 2 TEŞEKKÜR VE ŞÜKRAN 3 Bu şehri sevmiyorum. 4 MUTFAKTA BİRİ Mİ VAR? 5 Güüüüüzeeeellll 6 ben beyaz saçlı bir arkadaşım 7 zor gunlerın adamı 8 çiftçi 9 mersin 10 Tebrik

Anketler

En çok hangi rengi seviyorsunuz?
Beyaz
Kırmızı
Mavi
Mor
Pembe
Sarı
Siyah
Turuncu
Yeşil

Gunluk Gazeteler