25 Ekim, 9 Kasım 2011 tarihlerinde Van ve Erciş’te meydana gelen depremlerde birçok can ve mal kaybı olmuştu. Mersin’de de olası bir depreme karşı bilinçlendirme çalışmaları kapsamında Yenişehir Belediyesi tarafından, Çok Amaçlı Konferans Salonu’nda “Depr
2011-12-06 - 15:17
YENİŞEHİR BELEDİYESİ’NDE
DEPREM KONULU KONFERANS
25 Ekim, 9 Kasım 2011 tarihlerinde Van ve Erciş’te meydana gelen depremlerde birçok can ve mal kaybı olmuştu. Mersin’de de olası bir depreme karşı bilinçlendirme çalışmaları kapsamında Yenişehir Belediyesi tarafından, Çok Amaçlı Konferans Salonu’nda “Depremlerin binalar üzerindeki etkileri ve alınacak tedbirler” konulu bir konferans düzenledi. Boğaziçi Üniversitesi’nden Prof.Dr.Uğur Ersoy’un konuşmacı olarak katıldığı toplantıya meslek odalarının ilgisi yoğun oldu.
Açılış konuşmasında Başkan İbrahim Genç; “Sayıdeğer meslektaşlarım, hepimiz adı gibi yeni olan bir Yenişehir’i oluşturmaya çalışıyoruz. Bunu yaparken bütün endişemiz, bizden sonraki nesillere çevresiyle, yeşiliyle hepsinden önemlisi insanların barındığı sağlıklı ve sağlam bir kent bırakabilmektir. Şimdi sayın Prof.Dr.Uğur Ersoy hocamız olası bir deprem felaketinde can ve mal kaybını en aza indirebilmek için nasıl ve hangi teknikleri kullanarak bir yapı yapılabileceğini anlatacak. Bizleri kırmayıp buraya kadar gelerek, değerli bilgilerini bizlerle paylaştığı için kendisine teşekkür ediyorum,dedi.
Boğaziçi Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Öğretim Üyesi Prof.Dr.Uğur Ersoy yaptığı konuşmasında; “Depremlerde yıkılan veya ağır hasar gören yapıların büyük bir çoğunluğu, betonarme değil, beton ve çelik kullanılarak yapılan, yapı türüdür. Bir binanın betonarme olarak nitelendirilebilmesi için elemanların monolitik olması, donatının bilinçli detaylandırılmış olması, betonun minimum bir dayanıma sahip olması ve kritik bölgelerin sık etriyelerle sarılmış olması gerekir. Uzun süredir, depremlerden sonra yaptığım gözlemlerin ışığında, ülkemizde betonarme binalarda gözlenen hasarın nedenlerini üç grupta toplayabiliriz. Yanlış veya uygun olmayan sistem seçimi, yanlış ve yetersiz donatı detayları, yapım aşamasında denetim eksikliği. Bence ülkemizde gözlenen hasarın en az %90’ı bu üç sebepten dolayı oluşmuştur.
Depreme uygun olmayan bir mimariye sahip binayı depreme dayanıklı duruma getirmek çok zor, bazı durumlarda olanaksızdır. Çoğu kez taşıyıcı sistem seçiminde de büyük hatalar yapılmaktadır. Birçok binada yatay deprem kuvvetlerini karşılayacak çerçeveler oluşmamakta, taşıyıcı sistem depreme göre değil, düşey yüklere göre düzenlenmektedir. Taşıyıcı sistem düzensizlikleri çok yaygındır. Binanın deprem davranışını olumsuz etkileyen kısa kolona, yumuşak kata, “kuvvetli kiriş-zayıf kolon”a çok sık rastlanmaktadır. Kolon kesitlerinin küçük tutulması ve perde kullanılmaması nedeniyle hasar gören veya yıkılan binaların çoğunun yanal rijitliği istenen düzeyde değildir. Tüm bunlar, bina davranışını olumsuz yönde etkilemektedir. Nitekim 1998 Ceyhan ve 1999 Marmara depremlerinde bu tür yapılar yerle bir olmuştur.
Ülkemizde depremlerden sonra yapılan gözlemlerde en sık rastlanan kusur, kolon ve kiriş uçlarında yeterli sargı donatısının bulunmamasıdır. Genelde bu bölgelerde etriye aralığı 200-250 mm olmaktadır. Bu aralıkta yerleştirilen etriyenin sargı etkisi oluşturarak gerekli sünekliği sağlaması olanaksızdır. Böylece yetersiz ve yanlış detaylandırılmış sargı donatısı, depremlerde yaşanan faciaların tetikçisi olmaktadır.
Birkaç yıl öncesine kadar ülkemizde yapılar denetlenmiyordu. Bugün bir denetim mekanizması oluşturulmuşsa da bu yeterli olmaktan oldukça uzaktır. Yapım aşamasındaki en büyük sorun, projenin uygulanmaması veya haber verilmeden değiştirilmesidir. Deprem sonrası hasarlı binalar üzerinde yapılan incelemelerde, bunların tamamına yakın bir bölümünde projede ön görülen sargı donatısının bulunmadığı gözlenmiştir. Etriye uçlarının çekirdekte kenetlendiğine ise hemen hiç rastlanmamıştır. Yine birçok binada kolon boyutlarının yapım aşamasında küçültüldüğü ve eksik donatı konduğu saptanmıştır. Etkili bir denetim sağlanamassa, proje ne kadar iyi olursa olsun, birçok zayıflık ve eksiklik içererek oluşturulan yapının depreme dayanması beklenemez. Nitekim bu şekilde inşa edilen binalar çökmüş veya ağır hasar görmüştür.
Sonuç olarak, ülkemizin deprem mühendisliği konusunda en önemli iki sorunu, eğitimsizlik ve denetimsizliktir. Teknik elemanlarımızı deprem mühendisliği konusunda yeniden eğitmezsek ve etkili bir denetim sağlayamazsak, Marmara ve benzeri depremlerde yaşanan felaketleri yeniden yaşamak kaçınılmaz olacaktır, dedi.
|